Tülay Elif GÖKHAN
  02-10-2023 13:32:00

ELİF OKUDUK ÖTÜRÜ

Bu yazımı bu sene üniversiteye başlayacak olan ve yazımın da yazılmasına vesile olan büyük kızım Elif’ime atfediyorum. İsmini ebeveynleri olarak biz vermiş olsak da bu ismin hakkını vererek yaşamak da ona aittir. Umuyorum ki yaradan ona, isminin mânâsının hakkını vererek yaşayacağı  bir  ömür  nasip etsin.

Mevlana ne güzel tanımlamıştır Elif’i:  Dimdik olmak. Ama burnu havada olmamak. Tevazudan eğilmek ama makam mevki karşısında eğilmemek, kişisel menfaatleri için kimseye eyvallahı olmamak. Dürüstlük ve doğruluğun sembolü olmak. Hele bir de bu ismi taşıyan biri olmak. Hayat imbiğinden süzülüp tertemiz olmak. Ne kadar da zordur Elif olmak.

Elif olmak için içindeki bütün eğrilikleri yakmak, yok etmek. Ona ait olmayan eğreltiliklerden kurtulmak. Aslına, özüne dönmek için aslın gibi mücadele etmek.

Evet, bugünkü yazımızın konusu: Elif… Her ne kadar sözlüklerde tek bir anlam yüklenmiş olsa da  binbir mânâsı olan bu kelimeyi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız. Bizim anlattıklarımız denizde damla, şiirde sadece bir girizgâh olacaktır.

Elif: Arap alfabesinin ilk harfidir. Başlangıcıdır sonsuzluğun, sonun, varlığın, maddenin, mânânın. Her şeyin, her kelâmın. Her şiirin, her yazının evveli olmuştur. Ne mânâlar gizlenmiştir Elif’in kalbinin içine. Bu kalp ki , sadece en sevilenlerin biricik misafirhânesidir. Oraya herkes elini kolunu sallayarak giremez. Oraya girmenin, orada oturmanın, orada misafir olmanın da bir âdâbı vardır. Orada her duyguya, her insana yer verilmez. Ne mi demek istiyorum. Şunu demek istiyorum, gözlerinizi kapatın ve kalbinizi bir yoklayın bakalım. Kimler var ya da kimler yok orada? Fark edeceksiniz ki kalbinizde herkes misafir olamamış. Orada olmayı hak edenler hariç.

 

Kültürümüzde Elif, pek çok kavramı sembolize etmiştir. Öyle ki edebiyatımızda zaman içinde  “Elif kültürü” oluşmuştur, diyebiliriz. Hatta bir şiir türü olarak elif-nâmeler bile kaleme alınmıştır.

           

Elif, Arapçadaki yazımı itibariyle yukarıdan aşağıya doğru çizilen tek bir çizgiden oluşur. Arapçada hiçbir harfle birleşmeyen elif,  kâinatın anahtarını simgeler.  Duruşunun dik oluşu, kendisinin tek oluşu ve yazılırken de hiçbir harfle birleşmemesi sebebiyle Hakk’ı “Yaradan”ı simgeler. Dosdoğrudur, tabiatında eğrilik yoktur. Mayası tertemizdir. Kemlik ya da kötülük bulaşmamıştır. Öyle ki diğer bütün harflerin bir Elif harfinden çıktığı şâirlerce kabul edilmiştir ve şiirlerde de bu şekilde anlatılmıştır. Yunus Emre de onlardan sadece biridir ve bunu şu şekilde ustaca anlatmıştır:

Dört kitabın mânisi

Bellidir bir elifte

Sen elifi bilmezsen

Bu nice okumaktır.

 

Şairimiz kutsal olan dört kitabın da anlamının bir Elif harfinde gizli olduğunu vurgulamıştır. Tüm kutsal kitapların çıkış noktası, kaynağıdır Elif. Yaratıcıyı da anlatan harf de kelime de  Elif’tir. Yunus Emre, Elif harfine o kadar hayrandır ki gittiği mahalle mektebinde diğer harfleri öğrense de sadece Elif’i  telâffuz eder. Diğer harfleri söylemek dahi istemez:

Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaradılmışı hoş gör

Yaradan da ötürü.

 

Elif, yaratılış gereği dimdik durur. Hiçbir şeyin karşısında eğilip bükülmez, iki kat olmaz. Sadece Hakk’ın önünde eğilir, kula kul asla olmaz. Aslında o, toplumun hayalindeki idealindeki insan modelini anlatır. Biliyoruz ki insanlar isimleriyle müsemmadır. Zamanla isminin özellikleri insanın kişiliğinde kendini gösterir. Kim bilir belki de bu yüzden kız çocuklarına en fazla konulan isimlerden biridir Elif. Elif, tabiatında zarafeti ve inceliği de barındırır. Bu incelik hem görünüşte hem de davranışta hem konuşmada hem de gönüldedir. Ruhun inceliği de davranışın inceliği de Elif’in mayasında olduğu için mizacında da vardır. Bu yüzen elifi anlamak, elifi bilmek, elif olmak çok kıymetli bir o kadar da zordur.

Divan ve halk şiirinde sevgilinin uzun boyunu, güzelliğini anlatmak için de Elif, sıkça kullanılmıştır. Karacaoğlan ne güzel söylemiştir:

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif deyi…

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif deyi…

 

Şair, bununla da kalmamış elifini tarif etmiştir bizlere:

Elif’in uğru nakışlı,

Yavru balaban bakışlı,

Yayla çiçeği kokuşlu,

Kokar Elif Elif deyi…

 

Elif’in kaşlarını çatmasına dayanamayan âşık Karacaoğlan şöyle der:

Elif kaşlarını çatar,

Gamzesi sineme batar,

Ak elleri kalem tutar,

Yazar Elif Elif deyi…

 

Karacaoğlan’ın sinesine oklarını gönderen de eliftir, âşığın sinesine aşk yarasını açan da eliftir. Öyle olunca da aşk derdinden hoşnut olan âşık acı çekse de bu duruma itiraz etmez, etmez ama durumunu da anlatmak da bir sakınca görmez: “Ah bir elif çekti yine sineme cânân bu gece.” Der. Bu dizede de görüyoruz ki elif, deyimlerin içinde de naif yerini almıştır. İnsanların gönüllerinde, sinelerinde açılan yaraları, yüreklerindeki acıları anlatmak için “elif çekmek” deyimi kullanılmıştır.  Eskiden çocuk yaşta tahta çıkan şehzadelerin alınlarına ülkeyi iyi yönetsinler diye elif harfini çizme âdeti varmış. Bu âdete de “elif çekmek” denirmiş. Aynı inanışın bir devamı olsa gerek halk arasında da akıllı ve güzel çocukların alınlarına nazar değmesin diye elif çekilirmiş. İnsanların mutlulukları hüzne dönüştüğünde de “elifim noktalandı” deyimini kullanmışlardır. Hayatımızın pek çok alanında elifi görmekte ve yaşamaktayız.

 

Elif’i, sizlere ucundan kıyısından anlatmaya çalıştık. Zira biliyoruz ki Elif’i anlatan nice kitaplar nice nice şiirler yazılmıştır. Bizler sadece bu kitapları sizin için birazcık aralamaya çalıştık. İçine girmek, bundan sonrasını da anlamak sizlerin elinde…

  Bu yazı 1893 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI