Tülay Elif GÖKHAN
Bursa’da bulunan Yeşil Türbe mimarisi kadar Notre Dame mimarisini de sindirmiş, Dede Efendi’yi Şeyh Galip’i bilecek kadar kökleri mazide ve Doğu’ya hayran; Beethoven’ı dinleyip Paul Valery’e hayran olacak kadar da âtîde Batı’yı bilen bir entelektüel: Ahmet Hamdi Tanpınar. Edebiyatımızda çok yönlü kimliğiyle karşımıza çıkar: Eleştirmen, deneme yazarı, hikâyeci, romancı ve şâirdir. Yahya Kemal Beyatlı’nın öğrencisidir. Sanatçı kişiliğinin oluşmasında ve şekillenmesinde hocasının rolü büyüktür. Ama onu etkileyen bir diğer şâir de Ahmet Haşim’dir. İkisi de annelerini erken yaşta kaybetmiş, şiirlerinde de bu sevginin yokluğunu yansıtmışlardır. Tanpınar, Osmanlı’nın son dönemlerinde doğmuştur. Çocukluğu ve gençliği babasının kadılık mesleğinden dolayı farklı yerlerde geçmiştir.
Tanpınar, edebî türler arasında sınırlar koymaz hatta bu türleri birbiriyle harmanlayarak yazar. İstanbul, Bursa, Ankara, Konya ve Erzurum’u anlattığı deneme türündeki “Beş Şehir” adlı eserinde aynı zamanda bir gezi yazısı ve roman tadını da alırsınız. Bazen de kendisine benzeyen kahramanlar vardır romanlarında. Huzursuzluğun romanı olarak adlandırılan “Huzur” romanındaki “Mümtaz” yazara çok benzer. İkisi de İstanbul’a hayran, mimariye ve sanata düşkün akademisyendir.
Tanpınar, eserlerini oluştururken medeniyet sorununun etrafında toplumun; dinî anlayışından, medeniyet algısından, millî ve manevî değerlerinden ve çalkantılarından bahseder. Bunları bir bütün olarak ele aldıktan sonra değerlendirip, sonrasında eserlerini kaleme alır. Bunu yapmasının en mühim sebebi “yaşadığı toplumun geleceği” ile ilgili kaygılarıdır.
“Ne içindeyim zamanın,/ Ne de büsbütün dışında;/ Yekpâre, geniş bir ânın/ Parçalanmaz akışında.” dizelerinin müellifi Tanpınar, zaman mefhumu kendine göre idealize etmekte ve onu “yekpâre geniş bir an” olarak tanımlamaktadır. Tanpınar’ın bu zaman tanımı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eserinde kurgu elbisesini giyerek romanlaşmıştır. Hem romanın isminde hem de romandaki diğer başlıklarda yazar “saat”i bir sembol olarak kullanmaktadır. Saat sembolü, insanı anlatmak içindir. Ona göre, saatle insan birbirinden ayrılmayan bir bütünün iki parçasıdır.
Yazar, yaşadığı toplumun kültürünü ve yaşam şeklini çok dikkatli gözlemlemiştir. Bu romanında kişinin yaşadığı değerler karmaşası, kimlik bunalımları ve kurumların işleme süreci ile mantığı dikkat çekici bir biçimde kurgulamış ve eleştirilmiştir. Tanpınar, romanında olayları anlatırken sık sık göz doldurucu bir ironiye başvurmuştur. Söylemek istediklerinin tersini söyleyerek döneminin aksayan yönleriyle inceden inceye alay etmiştir.
Saatleri Ayarlama Enstitüsünün kurulma sebebi: İstanbul’daki bütün saatleri aynı ayarda çalıştırmaktır. Çünkü şehrin saatleri değişik semtlerde farklı saatleri göstermektedir. Bu da düzensizliğe yol açmaktadır. Burada enstitünün kurulduğu şehir olarak İstanbul’un seçilmesi de tesadüfî değildir. Çünkü Tanzimat Dönemi’nde Doğu-Batı ikilemi içinde en çok kalan şehir: İstanbul’dur.
Tanpınar, roman kahramanlarını birbirleriyle olan zıtlıklarıyla anlatmıştır. Emine, Pakize’nin; Hayri İrdal da Halit Ayarcı’nın zıttıdır. Romanın merkezinde iki kişi vardır: Hayri İrdal ve Halit Ayarcı. Hayri İrdal geçmişi, Halit Ayarcı ise geleceği sembolize eder. Hayri İrdal’ın kararsızlıkları ise Doğu ve Batı kültürü arasında sıkışmış insanı temsil eder. Roman eski yaşam tarzından yeni yaşam tarzına geçişi anlatırken kurumlar arasındaki geçişi de anlatır. Eski yaşam tarzı ile kastedilen Tanzimat’tan önceki yaşam, yeni yaşam tarzıyla kastedilen de Tanzimat’tan sonraki yaşamdır. Ama geçiş istenerek yapılmadığı için hiçbir zaman başarıya ulaşılamamıştır. Oysa Tanpınar, kendi köklerimizden kopmadan yenileşmekten taraftır yani devam ederek değişmek, değişerek devam etmek gerektiğini savunur.
Yazar; Hayri İrdal gibi geçmişine sıkı sıkıya bağlı, ileriyi pek dert edip düşünmeyen biri ile geçmişe tamamen sünger çekip her şeyi sadece yenilikte arayan Halit Ayarcı gibi birini “aynı ayarlama enstitüsünde” bir araya getirerek, toplumun iki kesiminin de bir ayara ihtiyacı olduğunu anlatmaktadır. Enstitünün kurucusu Halit Ayarcı olduğu için kurumun yeniliğe hizmet etmesi gerekmektedir. Oysa kurum, saati geride kalanlara zamlarıyla birlikte ceza keserken saatleri ileride olanlara ceza kesmediği gibi üstüne ödül vermektedir.
Bir dönem milletvekilliği yapan yazar, kurumlar hakkında gözlem yapma şansı yakalamış bunu da yazdıklarında kullanmıştır. Amaçsız kurulan ve bir işlevi olmayan kurumları da gözlemleyen yazar bunu romanlarında yazmıştır. Romanda İspirizma Cemiyeti ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi kurumlar da modern görünümlü işlevsiz ve gereksiz kurumlardır. Sözüm ona aydınların toplandıkları bu yerler, bu kişilerin halktan kopuk bir yaşam sürdüklerinin ve halkın problemlerine çözüm üretmek yerine saçma sapan işlerle uğraştıklarının bir göstergesidir. İşlevi olmayan bu kurumların saçma olması kadar çalışacak kişilerin işe alınma biçimleri de çalışma şekilleri de saçmadır. İşe alınmada iki kıstas vardır: Biri mutlaka hısım ya da akraba olmak diğeri de yüksek seviyedeki insanların tavsiyesidir.
Tanpınar, bu romanıyla sadece yaşadığı döneme değil sonraki dönemlere de ayna tutmuş, değişenin sadece takvim yaprakları olduğunu insanın ise hep aynı kaldığını göstermiştir. Modernleşmenin ve ilerlemenin ancak ve ancak kendi kültürümüze bağlı kalarak olacağını vurgulamıştır.
Tanpınar, 1962’de “Ölüm şifasıdır her üzüntünün” diyerek aramızdan ayrıldı. Ona, hocası Yahya Kemal Beyatlı’nın Rindlerin Ölümü şiiriyle veda ediyoruz. Bu şiir, önemlidir zira Yahya Kemal bu şiirde kullandığı “siyah” kelimesini beğenmez. Doğru kelimeyi bulması da yaklaşık on yılını alır. Sonrasında “siyah” kelimesini kaldırarak onun yerine “serin” kelimesini koyar:
Ve serin serviler altında kalan kabrinde,
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.