Tülay Elif GÖKHAN
Necip Fazıl Kısakürek’in “Dış gözlerini Cenabı Hakk’ın iç dünyayı daha iyi görsün diye aldığı insan” dediği, otuzlu yaşlarında gözlerini kaybeden, gözlerini kaybettikten sonra 12 cilt fikir kitabı kaleme alan, kızı Ümit Meriç’in betimlemesine göre çıkık elmacık kemikleri, küçük bir burunla bir Asyalı: Cemil Meriç. Yazar, düşünce ve kültür yaşantımızın önemli kalemlerinden biridir. Hatay’da doğmuş ve ortaöğrenimine burada başlamıştır. Lise eğitiminde İstanbul’dadır ve burada iki hocasından çok etkilenir: Biri İhsan Kongar diğeri de Nurullah Ataç.
Cemil Meriç, Mağaradakiler adlı eserinde yazın hayatından şöyle bahseder: “Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla… Ben kalemle doğmuşum. Şiirle başladım edebiyata. Okumayı Mehmet Emin’in Türk Sazı’ndan öğrenmiştim. İrfan hayatıma istikâmet veren üç üstat: Rousseau, Balzac ve İbn Haldun. Sonrasında Refik Halit, Nusret Eşref, Yakup Kadri, Halide Edip. Sonra bütün giriftliği ve bütün musikisi ile Divan şiiri. Nâbî, Fûzûlî, Bâkî ve Tanzimat. Namık Kemal’in, Süleyman Nazif’in ve Hâmit’in bütün kitaplarını ezberler gibi okudum.”
Cemil Meriç’in on iki bine yakın kitabın bulunduğu kütüphanesini inceleyen Fransız bir yazarın Meriç’e yönelttiği şu cümle hayatında bazı şeyleri değiştirmesi gerektiğini anlatır: “Beyefendi, bu kütüphane bir Fransız kütüphanesi! Ama siz bir Türk’sünüz. Sizin kütüphaneniz nerede?” Burada verilen mesaj çok açıktır. Bütün dünya kültürlerini tanımalıyız ancak kendi irfanımızdan, kendi kültürümüzden, kendi köklerimizden vazgeçmemeliyiz. Eski edebiyatı da yeni edebiyatı da bilmeliyiz. Yeni uğruna eski feda edilmemelidir. Cemil Meriç, hocası Yahya Kemal Beyatlı’nın meşhur dizelerinde ifade ettiği “Kökleri mazide olan bir âti” olmaktan yanadır. Eserlerinde ve yaşantısında bunu kendisine rehber edinmiştir.
Yazar, münevver oluncaya kadarki yaşantısını insanlığın düşünce tarihini öğrenmeye çalışan öğrencilik yılları olarak tanımlamıştır. Uzun süren bir çıraklık döneminden sonra münevver olmanın yolunun kendi kültüründen kopmamak olduğunu görür. Mağaradakiler adlı eserinde Avrupalılaşma uğruna kendi geçmişine duvar ören, kendi insanından kopan, insanını unutan ve yolunu şaşıran aydınları, kızmadan ve usanmadan gerçek aydın olmak için aydınlanmaya çağırır. Aydın olmak sırça köşküne çekilip oradan insanları ve insanlığı seyretmek değildir. Aydın her şeyden önce insandır. İnsan da kavga etmez, hırlaşmaz: konuşur. Başkasının kafasıyla değil kendi kafasıyla düşünür, bir şeye maruz kalmaz, bir şeyleri seçer, aldanmaz ve aldatmaz.
Meriç’in denemelerinde tasavvufa da yer verilir. Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız, bizden âlâ akraba mı olur? der. Tanrı’yı görsek, sonsuzu görsek, aşkı görsek, ne kadar küçülürlerdi. Gönül arştan büyük, gözler minnacık. Görmek taşlaştırır, katılaştırır. Görülen yaşamaz artık, hatıra olur, resim olur.
Cemil Meriç’e göre her kitap denize atılan bir şişedir, tılsımlı bir saraydır. Kapılarını ilk gelene açmaz. Kitapları okurken sabırlı olmalı, aceleci davranmamalıyız. İvedi olmak, kitabı anlamak için yanlış bir yöntemdir. Çünkü sihirli, tılsımlı olan kitap, aceleci olan okuruna sırlarını vermez. Kitap için kullandığı sihir, tılsım, sırlar ifadeleriyle zihinlerdeki kitap kavramını alt üst eder. İnsanların kıyıcı olduğunu düşünen yazar da kitaplara sığınmıştır.
Umrandan Uygarlığa, Hint Edebiyatı, Saint Simon, Balzac Tercümeleri, Mağaradakiler, Kırk Ambar yazarın eserlerinden bazılarıdır. Cemil Meriç’in en önemli eserlerinden biri Bu Ülke’dir. Bu eser, yazarın tüm hayatının bir özeti, bir neticesi gibidir. Aslında yazdığı tüm eserlerin bir anlamda cümle kapısı bu eseridir. Kendisi de bu eseri için: “Bu Ülke hüküm, diğer eserler de bu hükmün gerekçeleridir.” İfadesini kullanır. Yazarın bütün yaşamı bu eserin içine sığdırılmıştır adeta. Eserlerinde kelimeleri bir elmas ustası gibi özenle seçer. Çünkü aynı zamanda bir kelime ustasıdır.
Bu Ülke, üç bölümden meydana gelir. Birinci bölüm, 17.yy hiciv ve kaside şairi Nef’i’nin de aynı adlı eseri olan kaza okları anlamına gelen Sihamı Kaza’dır. İkinci bölümün adı: Bizler ve Onlar’dır. Üçüncü bölüm ise yazarın zirveleştiği kısım: Fildişi Kule’dir. Yazar kitabın sonuna da Kanaviçe adlı bir sözlük kısmı eklemiştir. Ancak bu öyle bildiğimiz bir sözlük değildir. Cemil Meriç sözlüğüdür. Burada kendisinin kullandığı kavramları açıklar.
Kitapta şiir tadında cümleler vardır. Geçmişten kopmayan bir gelecek vardır şiirlerinde. “Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar. Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları.” Bu şiiri, hocası Yahya Kemal Beyatlı’nın Akıncılar şiirini anımsatır. Hem dili hem konusu hem de kelimeleri seçmesindeki ustalığı ve titizliği bunu gösterir.
Cemil Meriç, eserlerimin kültür cildi aşağı yukarı tamamlandı. Bundan sonra irfan cildi başlayacak, diyerek Kültürden İrfana adlı son eserini yazmıştır. Bu eserini yaşamının kilit noktalarından biri kabul etmiştir.
Jurnal adlı eserinde tıpkı Bu Ülke adlı eserinde olduğu gibi hepsi ayrı ayrı özdeyiş olacak ifadeler kullanır: “Tarih, galiplerin yazdığı bir kitap. Zafer, arkasından bıçaklanan masum düşmanların cesetleri üzerine atılan yapma çiçeklerden bir çelenk.”
Cemil Meriç, görme yetisini kaybettikten sonra yazarlık hayatının belki de en verimli dönemi başladı. Etrafındakilere okuttuğu Fransızca ve İngilizce yazıları sözlü olarak çevirdi ve yardımcılarına dikte ederek yazdırdı. Sonraki yıllarda kızı Ümit Meriç babasının gözleri ve elleri oldu. Eserlerini yazarken kızından büyük destek gördü.
13 Haziran 1987’de aramızdan ayrılan münevvere göre ölümle hayatın tek farkı vardır. O da yaşayan tarafının öldükten sonra da yaşamaya devam edecek olması, topraktan gelen tarafının da toprağa karışacak olmasıdır. Cemil Meriç’in : “Seni tanımasaydım Buda olurdum/ Seni tanıdım, budala oldum.” dediği, İkinci Yeni’nin paltosundan çıktığı ifade edilen Asaf Halet Çelebi’nin şiiriyle veda ediyoruz. Yazarın kendi ifade ettiği yaşayan tarafını anlatır bu şiir:
Bakanlar bana
Gövdemi görürler,
Ben başka yerdeyim,
Gömenler beni,
Gövdemi görürler,
Ben başka yerdeyim.