Tülay Elif GÖKHAN
  29-05-2024 16:37:00

CEMİLE: GÖNÜL FERMAN DİNLEMEZ

Cengiz Aytmatov’un okuduğum tüm eserlerinden çok etkilenmişimdir. Romanlarına ve hikâyelerine aslında pek çok yaşanmışlıklar, acılar, kayıplar, hüzün yüklü gemiler yüklemiştir. Çocukluk döneminde yaşadığı zorluklar, babaannesinden dinlediği masallar, yaşadığı kayıplar, tanık olduğu savaşlar onun yazarlık deryasını besleyen ırmaklar olmuştur. Bu ırmaklardan kana kana içmiş olacak ki yaşadıklarını kurmacaya dökerken okuyucularına da hissettiklerini hissettirmiştir. Romanlarında ayrılıklar çok fazla vardır, kavuşmalarsa daha azdır. Eğer yazar bir tren istasyonundan bahsediyorsa mutlaka orada bir ayrılık sahnesi vardır. Topraktan bahsediyorsa savaşlar ve bu savaşlara gidip de dönmeyenler vardır. Gözyaşlarıyla sulanmış topraklar, bu gözyaşlarını içi artık dolduğu için toprağa akıtan analar vardır. Aytmatov, yaşadıklarını eserlerine bu şekilde semboller koyarak yerleştirmiştir. Sizlere bu kıymetli yazarın çok sevdiğim kitaplarından biri olan Cemile’den bahsetmek istiyorum.

Cemile, Arapça bir kelimedir ve “güzel olan kadın” anlamına gelir. Cengiz Aytmatov’un en güzel hikâyelerinden biri olan Cemile hikâyesinin kahramanı olan Cemile de çok güzel, genç bir  kadındır. Kırgızistan’ın Bakayır adlı bir köyünde babası atlarla ilgilenen bir adamın tek çocuğudur. Hani anne ve baba çocuklarının hep erkek olmasını ister de olmayınca da doğan bebeğe ya erkek adı verirler ya da kızlarını erkek çocuk gibi yetiştirirler ya. İşte Cemile’nin babası da o onu bir erkek gibi yetiştirir. Dönemin Kırgızistan’ında kadın; kendisinden üstün kabul edilen erkeğe hizmet eden, sakin, ne denirse onu yapan, korunmaya muhtaç biridir. Hani başına vur, ekmeğini al cinsinden. Ama Cemile’yi babası erkek gibi yetiştirdiği için o; cesur, saldırgan, kendi başına buyruk, güçlü, kuvvetli biridir. En ağır işlerin bile üstesinden gelebilen, erkeklerle boy ölçüşebilen, yeri geldiğinde küfürler savuran, erkekler güreş tutan, yüksek sesle türküler söyleyen genç bir kadındır. Askerdeki eşi Sâdık ile de bir at yarışında tanışmışlar. Yarışı Cemile kazandığı için de bunu gururuna yediremeyen Sadık, Cemile’yi kaçırarak onunla evlenmiştir. Bu sebeple aralarında bir aşktan, bağlılıktan bahsetmek mümkün müdür, bilemiyoruz. Daha dört aylık evlilerken 2. Dünya Savaşı patlak verir ve yeni evli çiftimizi ayırır. Sadık, köyün diğer gençleri gibi cepheye gitmiş ve savaşa katılmıştır.

Gel gelelim yeni evli, genç çiftimize… Sâdık; cepheden köyüne, sevdiklerine mektuplar göndermektedir. Bu mektuplarda köyün en yaşlılarını bile unutmayıp onlara selam gönderdikten sonra son satırlara âdet yerini bulsun diyerek, Cemile’ye de kuru bir selam söyleyerek onu tek cümleyle geçiştirmektedir. Sadık, tarafında iş böyleyken Cemile tarafında da çok farklı değildir. Çünkü aşk insanı mutlaka değiştirir, değiştirmelidir. Oysa, Cemile Sâdık ile evlendikten sonra da aynı hâl ve hareketlerine devam eder. Adetâ yetiştiği köyden, Sâdık’ın köyüne inmiş, yabanî bir ceylan gibi davranmaya devam eder. Kızdığında yine yüksek sesle küfürler eder, yine bağıra çağıra türküler söyler, büyük küçük dinlemeden yüksek perdeden konuşur ve herkesin duyacağı kadar yüksek tonda güler. Yeri geldiğinde erkek kadın demeden herkesle de tartışır. Bu davranışlar parantez içinde köylü kadınlar tarafından hiç hoş karşılanmaz. Kadınlar, Cemile’nin hiç de alışık olmadıkları bu tavırlardan rahatsız olup, onu kaynanasına şikâyete giderler.  Ancak aile büyükleri bu durumu gelinlerinin gençliğine verirler ve geçici olduğunu söyleyerek üzerinde durmazlar. Bu durum da alışık olunulan veya daha önce karşılaşılan bir durum değildir. Zaten roman yayınlandığında yazarımız Aytmatov, Cemile’nin bu tavırlarından dolayı ciddî eleştiriler almıştır. Çünkü Cemile’nin tavırları okurlar arasında ve eleştirmenler arasında tepkilere yol açmıştır. Cemile, bu tavırlarıyla ve sonrasında yapacaklarıyla kelime yerinde olacaksa tabulara büyük darbeler vuracaktır. Zira toplum, bu ağır darbelere hazır değildir. Ne zaman ki Fransız şâir, Louis Aragon, Cemile’yi Fransızcaya çevirdikten sonra “en güzel aşk hikâyesi” yorumunu yapmış ondan sonra eleştirmenler birazcık yumuşamışlardır.

            Cemile, Sâdık ile evlendikten sonra değişmemiştir. Belki de buna luzüm da görmemiştir. Çünkü bazen değişim kendiliğinden olur. Herhangi bir çaba sarf etmenize gerek kalmaz. İşte Cemile, Danyar ile karşılaştıktan sonra bu değişimi çok ciddi bir şekilde yaşar. Bence bu değişim, bile isteye değil farkında olmadan gerçekleşmiştir. Eski şen şakrak, şakacı, türküler söyleyen, bağıra çağıra konuşan, erkekleri bile güç gerektiren işlerde geride bırakan, hayat dolu Cemile gitmiş; durgun, sakin, içine kapanık bir Cemile gelmiştir. Sadık ile evlendiğinde bu değişimin olmaması bence Cemile’nin zaten Sadık’ı sevmesi konusunu tartışmaya açmaktadır. Gerçi, Sâdık için de yazdığı mektuplardan da anlıyoruz ki benzer durum söz konusudur.

Cemile, evli bir kadın olmasına rağmen hiç yapmaması gereken bir şeyi yapmış ve Danyar’ı sevmeye başlamıştır. Bundan sonra da hikâyedeki asıl çatışma başlamıştır. Öncesinde Cemile’nin tavırlarından dolayı yazarı eleştiri yağmuruna tutan yazarlar, şimdi eleştiri bombardımanına tutmuşlardır. Haksız da sayılmazlar. Çünkü burada bir “yasak aşk” vardır ve bu normal görülemez. Neticede yasak aşkın işlendiği birçok romanda bu aşkın müellifleri acı sonla yazarları tarafından cezalandırılmışlardır. Anna Karenina romanında Anna, kendini tren raylarına atarak can vermiş; Genç Werter’in Acıları romanındaki kahramanımız nişanlı bir kızı sevdiği için kendi hayatını sonlandırmış; Madam Bovary romanındaki kahraman da zehir içerek hayatına son vermiştir. Çok uzaklara gitmeye gerek yok aslında. Türk edebiyatında da Aşk-ı Memnu romanındaki Bihter’in, Eylül romaındaki Suat’ın sonları da hiç iç acıcı olmamıştır. Neticede bu eserlerde yazarlar, toplumun vicdanı olmuş ve durumu onaylamadıklarını bu şekilde sonlar yazarak göstermişlerdir.

Ancak… Cemile romanında bu durum neden böyle olmamıştır? Acaba yazarımızın da hayatının bir döneminde Bubusara Beyshenalieva isimli bir bale sanatçısına –kendisi evliyken- gönlünü kaptırmış olmasının bunda bir rolü olmuş mudur, bilemiyoruz elbette.

            Cemile romanında aşk, kahramanları mantıklı düşünmenin tamamen dışına çıkarmıştır. Öyle ki kendileri ve sevgileri dışında bir kural tanımazlar. Toplumun tüm değer yargıları bir tarafa kendi sevgileri bir tarafadır. Her şeyi ve herkesi karşılarına alırlar. Bir kişi hariç. En başından beri Cemile’nin yanında olan, onu koşulsuz ve herkese her şeye rağmen çok seven: Seyit. Seyit, Sâdık’ın erkek kardeşidir ve Sâdık cepheye gittiğinden beri Cemile’nin yanında bulunmuş, tüm işlerinde ona yardımcı olmuştur. Hatta içten içe Cemile’yi sever. Ancak bunu kimselere belli etmez. Seyit, Danyar ile Cemile arasındaki sevgiyi ilk hisseden ve o sevgiye ilk şahitlik edendir. Öyle ki Cemile ile Danyar’ın sevgisi, onun çizdiği resimle ebedî hale gelir.

            Danyar, cepheden köye gelmiş, bir ayağı savaşta topal kalmış gazidir. Danyar’ın geçmişinin karanlık olması da okuru hep meraklandırır. Danyar’ın içe dönüklüğü ile Cemile’nin dışa dönüklüğü; Danyar’ın fizikî anlamda güçsüz oluşuyla Cemile’nin fizikî manâda güçlü oluşu iki zıt kutup oluşturmuştur. Cemile’nin başlarda dalga geçtiği, alay ettiği, hiç dikkate almadığı Danyar’ı, sonrasında farklı bir yere oturtmasında tüm bunların da rolü olmuş olmuştur diye düşünmek gerekir.

            Peki, kitabın sonunda Cemile’ye ve Danyar’a ne olduğunu merak ediyor musunuz? O zaman mutlaka Cemile’yi okumanızı salık veririm. Bakalım kitabın sonunda kim ya da kimler kazanacak ya da kaybedecek? Keyifli okumalar dilerim.

 

 

  Bu yazı 481 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI