beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Tuğba ESMER
  28-03-2022 15:47:00

BİR AMOK KOŞUCUSU: STEFAN ZWEİG

Edebiyat, öznel tanımlarından biriyle insanın kendini ifade etme sanatıdır. Yazar, eserinde yaşayamadıklarının bıraktığı boşlukları, yaşadıklarından duyduğu pişmanlıkları, hayal gücünün zirvelerinden çekip çıkardıklarını; psikolojik, sosyolojik, düşünsel ve tarihsel tüm bileşenleriyle okurun önüne serer. Mutlu anılar, her insanın yaşamında güzel izler bıraksa da en derin izleri hüznün girdabında sürüklenen anılar bırakır. Bu nedenle güçlü anlatıların çoğunda o hüznün izlerini görürüz.

Stefan Zweig, 1881 yılında Viyana’da varlıklı bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Hayatının ilk dönemlerini, Viyana’nın en ihtişamlı zamanında gerek kültürel gerek ekonomik anlamda bolluk içinde geçirir.  Fakat bu durum I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber tepetaklak olur. Zweig, asimile olmuş bir Yahudi burjuvazisidir. Gönüllü olarak orduya katılır. 1914-1917 yılları arasında Viyana'da savaş arşivinde memur olarak çalışır. Zweig, başlangıçta bir gazeteci ve yazar olarak savaşı desteklemesine rağmen Galiçya'ya gidip cephedeki acılara bizzat tanık olduktan sonra savaşın anlamsızlığının farkına varır, savaş karşıtı bir tutum sergilemeye başlar. Ancak bir süre sonra görmezden gelmeye çalıştığı siyasi olaylardan biri olan faşizm ve savaş karşıtı fikirleri, Avusturya’dan göç etmek zorunda kalmasına neden olur. Önce İngiltere’ye, sonra Brezilya’ya göç eder. Hayallerinde büyüttüğü Avrupa’nın Hitler’in kölesi olduğunu görmek onu umutsuzluk dolu sonsuz bir çöküşe götürür. Bir soda şişesinin içine koyduğu “veronal” denen zehrin yarısını içer ve bu sırada yanında olan eşine onu sevip sevmediğini sorar. Eşinin cevabı şişede kalan zehri içtikten sonra verdiği “evet”tir…

Stefan Zweig, roman, öykü, novella, biyografi, deneme gibi pek çok türde eserler vermiş, başarılı ve üretken bir yazar olmuştur. Yazının başında da belirttiğimiz üzere yaşadığı olumsuz anılar onun eserlerini besleyen en önemli kaynaklardır.

Amok Koşucusu, yazarın özellikle adının sıra dışılığı ile dikkat çeken bir romanıdır. Kitabın kahramanı, Hollanda’da başarılı bir doktor olarak hayatını sürdürürken bir kadın uğruna işlediği suç, kendini Hindistan’ın ücra bir köyünde bulmasına neden olur. Burada medeniyetten soyutlanmış bir yaşam onu karşılar. İngiliz sömürüsündeki Hindistan’da bir koloninin üyesi olarak çalışır. Fakat yalnızlık onu vahşileştirmiştir. Bir gün kapısı koloninin ileri gelen tacirlerinden birinin eşi tarafından çalınır. Bu kadın, doktorun tekdüze hayatına bir heyecan, bir anlam katacaktır.

Kadının doktordan talep ettiği illegal istek karşısında takındığı kibirli tavrı onu oldukça rahatsız eder. Bir doktor olarak muhtaç olunma duygusu zedelenir. Bir erkek olarak da bir kadının üstten bakışı onu adeta çıldırtır. Fakat kahramanımızın bu tip kadınlara karşı duyduğu zaaf, onu kadının peşinden sürükler. İşte bu noktada bir amok koşusu başlar.

Peki nedir bu amok koşusu?                                                                                                                                         

“Amok şöyle bir şey: Bir Malezyalı, son derece sade, son derece iyiliksever bir insan, içkisini içiyor… orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk… tıpkı benim odamda oturduğum gibi… ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor… dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru… nereye olduğunu bilmeden. Yolda karşısına ne çıkarsa çıksın, insan, hayvan, hançeriyle vurup yere seriyor ve kan sarhoşluğu daha da öfkelendiriyor…ama koşmaya devam ediyor, ta ki biri onu kuduz bir köpek gibi vurup yere serene ya da kendiliğinden köpükler içinde yere yıkılana kadar…” 

Olayları anlatan kişi amok koşusunu böyle tanımlıyor. Kullanılan bu metafor kahramanın yaşadığı ruhsal durumu betimlemek adına oldukça etkileyicidir. Bu satırlardan sonra doktorun sergilediği her hareket okuyucunun zihninde bir amok koşucusunun kendini kaybetmiş haliyle özdeşleştirilir.

“Amok Koşucusu” Stefan Zweig’ın hacimsiz sayfa sayıları arasına sıkıştırdığı, anlatım gücü ve etkileyiciliği yüksek eserlerinden biri. İnsan olmanın getirdiği zaafları samimiyetle anlatan ve okuru çepeçevre saran bir eser. Doktorun saplantılı ruh hali içerisinde belki siz de gizli kalmış bir yönünüzü keşfedersiniz. Kim bilir?

  Bu yazı 2241 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI