Saynur ÖZKAFA
Bugün 24 Kasım… Öğretmenler Günü… Meslektaşlarımız, ülke genelinde Devletimizden daha iyi şartlar talep ederken, sizlere bundan tam 29 yıl önce hunharca katledilen bir öğretmenin hazin öyküsünü anlatacağım.
Tarih 26.10.1993...Bu tarihi hiç unutmayacağım siz de unutmayın.
Neşe Öğretmen, 1972 yılında, Tekirdağ Şarköy’de ikamet eden Alten ailesinin en küçük kızı olarak dünyaya geldi.
Öğretmen olmayı daha küçük yaşlarda koymuştu Neşe. İlkokul, ortaokul ve lise derken Neşe Alten 1993 yılında Eğitim Fakültesi’nden mezun olduğunda henüz 21 yaşında idi.
Kara kaşlı, kara gözlü oldukça sempatik bir genç kızdı Neşe Öğretmen.
İdealistti, “Bayrağımın dalgalandığı her yere seve seve giderim.” diyordu.
Ataması Diyarbakır’ın Bismil ilçesine yapıldı. Öğretmenliğe ilk adımı aynı zamanda uzak diyarlarda ilk göreviydi. Ailesi onu yalnız göndermek istemiyordu. Babası da ona yoldaşlık etti.
***
Bölücü örgüt, kendi kötü emellerine en büyük engel olarak öğretmenleri gördüğü için yıldırma peşindeydi. Emri de eli kanlı örgütün, katil ruhlu lideri Abdullah Öcalan vermişti.
Genç öğretmen, Bismil’in Çavuşlu Köyü’ne ulaşır ulaşmaz, görev yapacağı okula gitti büyük bir hevesle. Lakin okulun hali içler acısıydı. Hani derler ya, “İnek bağlasan durmaz!” İşte o hesap…
Köy muhtarı ve köyün ileri gelenleriyle konuşup eksikleri gidermek için yardım istedi. Köylüler isteksizdi. Ancak “Parasını ben vereyim” deyince tamirat başladı. İlk maaşının büyük bölümünü ustalara verdi, gerisini de borçlandı.
Okulu büyük bir çaba ile eğitime hazır hale getirdi Neşe Öğretmen.
***
Eğitim başlamış, her şey yolunda gidiyordu ilkin…
Tarihler 1993 yılının 26 Ekim’i gösteriyordu. Neşe Öğretmen yorgun ama mutlu bir şekilde okuldan evine dönmüştü. Programına bir sonraki günün derslerini almıştı.
Biraz dinlendikten sonra kendisiyle buralara kadar gelmiş olan babasına, “Evde sivri biberimiz var, istersen onları kızartalım ekmek ve yoğurtla yeriz babacığım” dedi.
Henüz bir ocakları yoktu. Biberleri hazırladı, tavayı mavi piknik tüpüne koydu. Ekmek ve yoğurdu masaya bıraktı.
Dışarıda rüzgâr ıslıklar öttürüyor, köyün köpekleri de sürekli havlıyordu. Gürültüden kapının vurulduğunu duymadılar. Sertçe çalmaya devam edince, babası “Kim o” diye seslendi.
“Açın, hoca hanımla bir şey görüşeceğiz” dedi tehditkâr bir ses.
Açtılar...
Her bir yanı silah ve kurşunlarla donalı iki terörist karşılarında! Üstelik “Dışarı çıkın” diye bağırıyorlar.
“Biz faşist T.C.’nin hiçbir öğretmenini Kürdistan’a sokmayacağız. Biletlerini şimdiden iptal etsinler, demedik mi?” diye bağırarak önce Neşe’nin yaşlı babası Hasan Alten’i tekme-tokat alaşağı ettiler.
Köylülerden yardım gelir umuduyla avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı Neşe Öğretmen.
Fakat o 300 haneli köyden bir “çıt” ses çıkmadı.
Yerden ayağa kalkan yaşlı baba, “Yapmayın” diye yalvarıyordu.
Fakat gözü dönmüş teröristler hiç acımadan yaşlı adamın kafasına silahı dayadı ve tetiğe bastı.
22 yaşındaki genç kız donup kaldı. Dili lal oldu adeta bağırmak istedi lakin bağıramadı. Kendini olduğu gibi yere bıraktı.
Acımasız teröristler, Neşe’yi de saçından tutup tekme ve dipçik darbeleriyle köyün çıkışındaki tepeye kadar sürüklediler.
Genç kızın üstündeki elbise paramparça oldu. Bedeni sefil yaratıkların gözleri önündeydi.
Çoğaldılar, sayısı beş oldu, altı oldu.
Neşe gözleri açık ve donuk, ölüme hazır bir huri gibi bakıyordu.
Bir hayvan, kalaşnikofunu seriye aldı ve Neşe’nin sağ göğsünün üstüne dayayıp tetiği bastı. Beş mermi Neşe’nin göğsünü parçalamaya yetmişti.
İnsanlık dışı mahlûklar tatmin olmadı. Sırıtarak, “Diğer göğsünün de hakkını verelim” dediler gülerek. Aynı işlemi cansız bedeninin diğer göğsünde de tekrarladı diğer hayvan…
Ailesinin üzerine titreyip kıyamadığı Neşe’nin elbiseleriyle birlikte vücudu da lime lime oldu.
Körpe vücudunun her yanı tıpkı soyadı “Alten” gibi kıpkırmızı oldu.
***
Acı tarih 26 Ekim 1993 idi…
26 Ekim…
Yani şu anda kutladığımız 24 Kasım Öğretmenler Günü’nden yaklaşık bir ay önce…
Ülke sevdalısı bir can; Neşe Alten tam 21 yaşındaydı.
Ülkesine hizmet edecek.
Yarının aydın vatandaşlarını yetiştirmek için kol kanat gerecek.
Doğu illerinin makûs talihini tersine çevirmek için gücünün yettiğince çaba gösterecekti.
Onun da bu zalim dünyada idealleri ve birçok yapacağı işleri vardı.
Suslandı bütün bunlar. Neşe Öğretmen ile kara toprağın bağrında hayal oldu her bir düşünce…
Utandı insanlık…
Pas tuttu vicdanlar…
Neşe Öğretmene tüm anneler ağladı.
BU YIL BİZE GÜLMEK HARAM
Bugünlere gelene kadar yüzlerce öğretmenimizi terör belasına kurban verdik. Geçmişte Neşe öğretmen bugün ise Ayşenur Alkan...Daha 22 yaşında ve mesleğinin başında olan Ayşenur, bomba seslerini duyunca gözü gibi koruduğu öğrencilerini sığınağa götürdü. "Geride bir öğrencim kalmasın" düşüncesi ile sınıfları son bir kez daha dolaşırken kendini canından eden o bombaya yakalandı.
İşte öğretmenlik böyle bir meslektir.
İşte öğretmenlik böyle bir yürek işidir.
Canı pahasına kendisine emanet edilen evlatlarını korumak...Dün Neşe Alten...Bugün Ayşenur Alkan...Biri 21 yaşında diğeri 22...
Yanılmış Tarancı..."Yaş 35 ...Yolun yarısı" demişti.
Neşe ve Ayşenur daha yirmili yaşların başındaydı.
Kaybettiğimiz tüm öğretmenleri ve Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kez daha saygı,sevgi ve rahmetle anıyorum.
"Çekerim turnam sineye, derdi sineye...Bu yıl bize gülmek haram, belki seneye..."
Kalın sağlıcakla...