beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Saynur ÖZKAFA
  Güncelleme: 19-10-2023 08:39:00   18-10-2023 16:48:00

Burası Huş’tur, Yolu Yokuştur!

BİRİNCİ Dünya Savaşı devam ederken, Osmanlı İmparatorluğu 13 cephede birden savaşıyordu. Bu cephelerden biri de Hicaz cephesiydi. Askerlerimiz, kutsal topraklarla birlikte Yemen, Hicaz, Asir ve Hudeybe’yi de savunmaya çalışıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun bu bölgede 7. Kolordu’ya bağlı 4 Tümen bulunuyordu.

Çoğu zaman ise bu birliklere asker, silah, mühimmat ve yiyecek desteği bile yapılamıyordu. Kahraman askerlerimiz çok zor şartlar altında mücadele ediyordu.

Buna karşın, topraklarını koruduğumuz araplar da, İgilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı’ya karşı isyan hareketi başlatmıştı.

Askerlerimiz aç…

Askerlerimiz susuz…

Askerlerimiz urbasız…

Askerlerimiz teçhizatsız…

Bu şartlarda savaşıyor. Düşman unsurlarını Yemen’e sokmamak için olağanüstü bir direniş sergiliyordu.

İşte Yemen Türküsü de bu bölgede yaşanan destansı mücadeleyi anlatmak için yazıldı.

HİKÂYEMİZ YEMEN’DEN BAŞLIYOR

Askerlik görevinin önemli bir bölümünü 1916’nın Haziran ayına kadar bu bölgede sürdüren Osman Çavuş, savaşın sona yaklaşmasıyla birlikte artık ülkesine dönmeye hazırlanmaktadır.

Savaşın sonlanmasına yaklaşık 15-20 gün kala Osman Çavuş, İstanbul’daki ailesine bir mektup yazar.

Ailesi büyük bir sevinç içindedir. Çünkü iki yıldan beri biricik oğullarından haber alamamışlardır.

Umutlar kesilmiş gözyaşları pınar olmuştur. Aile bireyleri, “Herhalde oğlumuz cephede şehit düştü. Bu da onun kaderiymiş… Vatan sağ olsun.” diye kendilerini teselli etmeye başlamışlar bile.

MEKTUPLA GÖKLERE UÇTULAR!

Fakat umutlarını kestikleri bu günlerin birinde oğullarından bir mektup gelir. Şöyle yazmaktadır Osman Çavuş mektubunda;

Değerli ve biricik ailem… Devletimizden haber geldi, 15-20 gün içinde savaş sona eriyormuş. Ben de kavuşmayı büyük bir heyecanla bekliyorum. Şimdilik iyi olmaya çalışıyorum. Her birinizi çok ama çok özledim. Kavuşma gününü iple çekiyorum. Kalın sağlıcakla… Oğlunuz Osman Çavuş…”

Ailesi büyük bir sevinç içerisindedir Osman Çavuş’un. İstanbul’daki evleri adeta bayram yerine dönmüş, asık çehrelere tebessüm gelmiştir.

Nasıl gelmesin ki? Nice vakittir gülmeyi unutmuştu bu aile…

Derken ilk mektuptan 10 gün sonra bir mektup daha gelir Yemen cephesindeki Osman Çavuş’tan… O mektupta da şunları yazmaktadır kahraman askerimiz;

“Değerli ailem… Çok yakında kavuşacağız. Burada çok candan arkadaşlar edindim. Yalnız bir arkadaşım var ki, adeta can dostum. Beni hiçbir zaman yalnız bırakmaz. Ama bir kolu ile bir de bacağı yok. Onu da yanımda getirmeyi düşünüyorum.  Bizden başka kimsesi yok! Kalın sağlıcakla… Oğlunuz Osman Çavuş…”

Osman Çavuş,  gönderdiği bu mektuptan yaklaşık bir hafta sonra ailesinden bir mektup alır. Bu kez Osman’ın babasıdır yazan; mektupta şöyle yazmaktadır:

“Değerli oğlum, seni dört gözle bekliyoruz. Lâkin getirmeyi düşündüğün arkadaşın sana her zaman yük olacak. ‘Bir ayağı, bir de kolu yok’ diyorsun. Yani ömür boyu bir başkasına muhtaç yaşayacak. Senin de bir yerde hayatının akışını değiştirecek ve zorlaştıracak. Arkadaşını kendi memleketine gönder  Biz seni büyük bir özlemle bekliyoruz. Baban”

Osman Çavuş, babasının bu mektubunu alır ve çok büyük üzüntü duyar.

Azgın düşman karşısında hiç yılmamış da, yıllar sonra ailesinden gelen bu mektupla bir anda ümitleri tükenmiş, metrelerce denizin altında vurgun yemiş gibi olmuştur adeta.

Hayat dolu gönlünde derin obruklar oluşmaya başlar.

Ser veren, bacağını ve kolunu veren; ancak düşmana geçit vermeyen Osman Çavuş, oracıkta dalıp gitmiştir saatlerce…

Aslında, geleceğini koymuştur hassas terazinin kefesine; nedense menfi düşünceler ağır basmıştır.

Büyük bir moral çöküntüsü içerisindedir ve memleketindeki ailesini çok özlemesine rağmen, dönmekten vazgeçer.

ARADAN BİRKAÇ GÜN GEÇER

Osman Çavuş’un ailesi, oğullarını beklerken, bu kez komutanından bir mektup gelir;

“Söylemesi çok zor ama oğlunuz maalesef intihar etti. Oysaki ne de hayat dolu bir redifimizdi! Başınız sağ olsun. Naaş’ını almaya sizleri Yemen’e bekliyoruz.”

İstanbul’daki baba telaşla Yemen’e gider, Osman Çavuş’un görev yaptığı birliği bulur ve oğullarının naşının başına geçer. Önce yüzüne bakar ve “Evet, bu benim oğlum!” der. Sonra da üzerindeki battaniyeyi kaldırınca büyük bir şok daha yaşar asker babası!

Oğullarının bir kolu ve bir bacağı yoktur.

O anda asıl vurgunu Osman Çavuş’un babası yemiştir. Dakikalarca aracıkta kalakalır. Çok büyük bir hata yaptığını anlar ve ne yazık ki, bacağı ve kolu olmayan kişi öz be öz kendi evladı.

Yaşanmış gerçek hikâye böyle sonuçlanır. Gelelim, yazının başlığına,

“Burası Huş’tur, Yolu Yokuştur…”

Maalesef ülkemizde en bildik sanatçıları bile bu türküyü “Burası Muş’tur, yolu yokuştur” diye okuyor.

Aslında Huş, askerlerimizin korumaya çalıştığı Yemen’de çok sarp kayalarla çevrili bir bölgedir. Düşmana karşı savunması da çok zordur bu bölge. Yani “Huş”, -ne ilgisi varsa- “Muş” oluvermiş.

Muş nere, Huş nere?

…………….

“Havada bulut yok, bu ne dumandır?

Mahlede ölüm yok, bu ne figandır?

Şu Yemen elleri ne de yamandır.

         Ano Yemen’dir, gülü çemendir.

         Giden gelmiyor, acep nedendir?

         Burası Huş’tur, yolu yokuştur!

         Giden gelmiyor, acep ne iştir?”

Kalın sağlıcakla…

****************

ANLAMLI SÖZ

“Vurulmuş, tertemiz alnından uzanmış, yatıyor,

Bir hilal uğruna Ya Rab, ne güneşler batıyor!..”

Mehmet Akif  Ersoy

*****************

 

  Bu yazı 3646 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI