Saynur ÖZKAFA
MEVSİM kış… Kışın ayazı… Zemherinin en acımasızı… Günlerden 6 Şubat. Gecenin yarısı, saat 04.17…
Herkes derin uykusunda…
Sabahın erken saatlerinde okul heyecanı başlayacak öğrenciler için…Birçoğu kısa bir tatil sonrası kavuşacağı arkadaşlarının, öğretmenlerinin heyecanını yerleştirmiş kalbine; öylece derin hülyalara dalmış…
Anneler… Anneanneler… Babalar… Yaşlı nineler… Halalar… Teyzeler… Dayılar… Amcalar…
Ve daha anne kucağına, anne sütüne muhtaç bebekler…
6 Şubat 2023 saatler 04.17’yi gösterdiğinde öyle bir vurdu ki doğal afet, işte tüm yaşanmışlıkları ve yaşanacakları bir anda, saniyeler içinde kırdı götürdü.
Genç ömürleri, yaşamları ve geleceklerini aldı götürdü.
Öyle bir şiddette idi ki, Richter Ölçeğine göre 7.7’nin bile üzerinde… Ve üstelik çok uzun süreli bir sarsıntı…
Daha sonra görüldü ki, deprem yalnızca Malatya’yı değil, 11 şehri ve onlara bağlı onlarca ilçeyi, yüzlerce köyü vurmuştu.
BİR MALATYALI OLARAK…
Değerli meslektaşlarım ve değerli öğrencilerim asrın depreminde görev yaptığım Yalova’daydım, lakin ailem, sevdiklerim, ve akrabalarım Malatya’daydı…
Sabahın erken saatlerinde uyandığımda gördüm faciayı…
Televizyonlardaki tüm kanallar sabahın ilk ışıklarıyla birlikte deprem bölgelerine ulaşmış; oradan, tozlar, dumanlar arasından yayın yapıyordu.
Telefona sarıldım… Açan yok… Her şey kilitlenmiş… Sevdiğin insanlara ulaşamıyorsun, ne durumdalar bilemiyorsun!
İçin içini yiyor! Çaresizsin; elin kolun bağlı ve bir şey yapamıyorsun!
Ve saatler ilerledikçe facia da gün ışığına çıkıyor; yıkım çok büyük!
Büyükler ve bu işten anlayan yer bilimciler, olayı “Asrın Felaketi” diye betimliyor! Yalnızca Malatya’da değil, Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Kilis ve Elâzığ da aynı felaketin pençesinde…
TARİFİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR ACI!
Edebiyatımızda, sözlüğümüzde tarifi anlatılamayan bir acı. Ya da kelimeler kifayetsiz!
Acı çok büyük. Kayıplar anlatılamaz.
Bir kısmı kendi imkânlarıyla yıkılan binaların altından sıyrılmaya çalışırken, bir kısmı feryat ve figanlar içinde kurtarılmayı bekliyor.
Ne yazık ki, büyük bir kısmı ise çoktan ruhunu teslim etmiş.
Yüz değil, bin değil, binler, on binler…
Ve günler geçtikçe tablo daha da kararıyor! Resmi rakamlara göre ölüm sayısı 50 binin üzerinde…
Her bir aileden mutlaka bir kayıp var! Bazı aileler tümden gitmiş! Belki peşlerinden ağlayanı, yas tutanı bile kalmamış…
Ve aylar süren bir kurtarma operasyonu… Devletimiz tüm imkân ve olanaklarıyla orada… Birçok dost ülke kurtarma ekiplerini bizim canlarımız için seferber etmiş…
ASRIN FELAKETİ 1 YAŞINDA!
Bugün 6 Şubat 2024… Ve Büyük Felaket 1 yaşında! Keşke hiç olmasaydı, keşke hiç yaşanmasaydı.
Büyük acılar, büyük sıkıntılar çekildi, büyük kayıplar yaşandı.
Keşke hiç olmasaydı. Ama ne yazık ki “deprem” bu ülkenin bir gerçeği… Kuzeyden ve güneyden tüm Anadolu’yu çepeçevre kuşatmış durumda.
Demek ki, olaylardan dersler çıkarıp, bundan sonrası için önemli dersler çıkarmamız gerekiyor! Bu acılar bir daha yaşanmasın.
İnsanlar ölmesin… Ömür defteri ve yaşam hikâyeleri yarım kalmasın!
İnsanlar yaşlanarak, gençliklerini ve hayatın kendilerine sunduğu güzellikleri yaşayarak ömrünü tamamlasın!
BU YIL BİZE GÜLMEK YASAK!
Evet… Büyük felaketin üzerinden bir yıl gibi bir zaman geçti! Acılarımız büyük ve taze… Her “6 Şubat” tarihinde yaralarımız kanayacak, acılarımız bir kez daha tazelenecek…
Kalplerimizdeki derin yara bir kez daha sızlayacak. Ve yıllar geçse de, bu can bu bedende olduğu sürece bu acılar hep yaşanacak. Kaybettiklerimizin anıları, hatıraları belleklerimizde hep tazeliğini koruyacak.
Yazının başlığını, “Turnam Başım Darda Benim” adlı bir türküden aldım. Bu yazıyı okuduktan sonra bir de Halk Müziği sanatçısı Sevcan Orhan’dan dinlerseniz, çok daha anlamlı olur!
“Turnam başım darda benim, şu yaban diyarda benim!
Bir sevenim var mı bilmem, gözden uzaklarda benim?
Çekerim turnam sineye, derdi sineye;
Bu yıl bize gülmek haram, belki seneye…”
Tarihten dersler çıkaralım. Tarih bir daha tekerrür etmesin ve Mevla’m, bir daha böyle büyük acıları yaşatmasın inşallah…
Kalın sağlıcakla…
ANLAMLI SÖZ
“Ey hayat! Daha fazla yorma beni… Ben fazlasıyla ödedim senin uğruna kaybettiklerimin bedelini…”