beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Saynur ÖZKAFA
  05-10-2023 16:52:00

Bir Hikâyemiz Var Çocuklar

SİZ değerli öğrencilerimle ve meslektaşlarımla bir hikâye paylaşmak istiyorum. Anlatacağım hikâyeyi okuduğumda çok hoşuma gitmişti. Aradan yıllar geçti ve hâlâ unutamadım. Paylaşayım ki, sizler de unutmayın.

Bundan çok çok eski yıllarda bir Amerikan uçağı, İstanbul-New York seferini yapmak için havalanmıştı.

Malum, Okyanus aşılacak, Yeni Kıta’ya varılacak…

Ben deyim 10 saat… Siz deyin 12 saat… Biraz da uçağın ve havanın durumuna bağlı…

MACERALI YOLCULUK BAŞLIYOR!

Menzil çok uzak olunca,  bazı olaylar da kaçınılmaz oluyor.

Uzun süren yolculuk esnasında bir süre sonra ışıklar sönünce, yolcularda bir panik havası başlıyor.

Ardından pilotun telaşlı anonsu yankılanıyor uçağın içinde:

“İçinizde elektrikten anlayan biri varsa, acilen kabine geliversin!”

Herkes birbirine bakarken, yaşlı bir yolcu parmağını kaldırıyor ve davet üzerine uçağın kabinine gidiyor.

Ve bir süre sonra da ışıklar eskisi gibi tekrar yanmaya başlıyor.

Yaşlı yolcu, alkışlar arasında ve sessizce yerine oturuyor.

Uçak, Atlas Okyanusu’un ortalarındayken, pilotun ikinci bir anonsu daha duyuluyor:

“Sayın yolcular, motorlarımızdan biri arızalandı. Sakın panik yapmayın! Ben sizi tek motorla da Amerika’ya ulaştırırım. Eğer içinizde motordan anlayan biri varsa, buraya rica edeceğim.”

YAŞLI ADAM YİNE YETİŞİYOR!

Uçağın içindeki herkes birbirine bakıyor. Bakıyor ki, pilotun isteğini bir uçak teknisyeni çıksın ve işe müdahale etsin.

Yolcular arasından yine sadece o yaşlı olan adam elini kaldırıp göreve koşuyor. Bir süre sonra motorun tamiri bitmiş ve eskisi gibi çalışmaya başlamış bile. Bizim ihtiyar, yüzü gözü karalar içinde ve alkışlar arasında lavabonun yolunu tutuyor. Birkaç dakika sonra lavabodan çıkan ihtiyar yine mahcup ve mütevazı bir şekilde yerine oturuyor.

Yolculuk saatler sürmüştür ve uçağın Amerika’ya inmesine artık kısa bir süre kalmıştır. Bu kez uçağın hosteslerinden bir koşarak yolcular arasına dalar ve başlar bağırmaya:

“Bir yolcumuz aniden sancılandı! Yakın bir zamanda bebeği doğacak. İçinizde, doğumdan anlayan biri varsa, lütfen acil olarak bizimle gelsin.”

Uçağın içindeki çeşitli milletlerden yolcular birbirine bakarken, yine bizim ihtiyar yerinden kalkarak hostesin peşine takılır.

ALKIŞLAR ARASINDA YENİ GÖREVE!

Bu kez alkışlar peşin peşin gelir uçaktaki yolculardan…

Kısa bir süre sonra da, bir bebek ağlaması duyulur uçakta. Hostesin kucağındaki erkek bebek, dünyaya ilk bakışlarını atmaya başlamıştır bile.

Alkışlar, güçlenerek devam ediyor uzunca bir süre…

Tabii bu olağanüstü becerili yaşlı yolcu, uzun süren alkışlarla eşliğinde sakince yerine oturur.

Ancak, çeşitli ülkelerden oluşan tüm yolcular, meraklarını yenememişler ve birbirlerine sormaya başlarlar:

“Kimdir bu yaşlı adam?”

“10 parmağında 10 marifet olan bu ihtiyar kim?”

Meraklı sesler bu garip yolcuya kadar ulaşır.

Yolcular meraktan çatlamak üzeredir.

Bir yolcu yerinden kalkar ve yaşlı adamın karşısına geçer;

“Arkadaş, motor arızalandı; tamir ettin. Elektrikler kesildi, yaptın. Kadın sancılandı, doğum yaptırdın. Kusura bakma ama sen kimsin ve hangi millettensin?”

Yaşlı yolcu, mütevazı bir şekilde ayağa kalkar ve yine utana sıkıla bu soruya cevap verir:

“Türk’üm ve ülkemde eğitim veren Köy Enstitüleri’nin ilk mezunlarından emekli bir öğretmenim…”

Yukarıda naklettiğim hikâye yaşandı mı, yaşanmadı mı bilemem... Lâkin Köy Enstitüleri’nden yetişenlerin, ne cevval öğretmen oldukları da bir gerçek…

Bir düşünün… Bu okullardan yetişen binlerce, onbinlerce öğretmen, Türkiye’nin tarımında, el sanatlarında, ziraatta ve hayatın diğer alanlarında onların elinden, atölyesinden yetişecek çocuklar ülkemizi bir ağ gibi kuşatacak.

Böylece ülkemiz, ileri tarıma, sanatın ileri kollarına yıllar önce kavuşmuş olacaktı.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN TARİHÇESİ

Ülke kalkınması için çok önemli bir misyon üstlenen Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında kuruldu. Tamamen Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesini, 28 Aralık 1938’de Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna Hasan Ali Yücel, (Şair Ali Yücel’in babası) bir süre sahiplenmiş ve görevde kaldığı sürece yönetmiştir.

21 şehirde faaliyet gösteren Köy Enstitüleri, 1947 yılında kapanmaya başlamış ve yerine Köy Öğretmen Okulları devreye girmiş.

Ne yazık ki, aynı işlevi sürdürmeye çalışan Köy Öğretmen Okulları da 1954 yılında kapatılmış.

Kim bilir…

Evet, kim bilir… Köy Enstitüleri zamanımıza kadar devam edebilseydi; yukarıda anlatılan ihtiyar yolcu gibi, belki de yüzlerce, binlerce öğretmen, ülke kalkınmasına ve bu ülke gençliğine önderlik yapmış olacaktı.

Kalın sağlıcakla…

 

 ANLAMLI SÖZ

“Eğitim, meyvenin kendisi değil, bilgi ağacından meyve toplamaya yarayan bir merdivendir.”

Bernard Shaw

 

  Bu yazı 3482 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI