Hasan SAĞLAM
Eğitim, tarih boyunca toplumsal katmanlar arasında geçiş imkânı yaratan bir faaliyet sürecidir. Bu geçiş yönü de olumsuzdan, dezavantajlıdan avantajlıya doğrudur. Peki, günümüzde özellikle meslek eğitimi toplumun hangi kesimlerine hitap etmektedir? Meslek eğitiminin hitap ettiği toplumsal kesimin meslek eğitimine talebin düşük olmasının nedenleri nelerdir gibi sorular ile bu soruna bir bakış açısı geliştirebiliriz. Birinci soru, fiziksel beceriye dayalı bir eğitimin getirdiği kariyer, bugün için ülkemizde tercih edilen bir kariyer midir? İkinci soru, beyaz yakalı dediğimiz görece daha konforlu kariyer seçeneği varken, öğrenciler meslek eğitimini tercih ederler mi? Üçüncü soru, aileler öğrenci tercihleri üzerinde ne kadar belirleyicidir? Dördüncü soru, ailelerin sosyoekonomik durumlarıyla öğrencilerin meslek tercihleri arasında bir ilişki var mıdır? Bu tür soruları çoğaltmak mümkündür. Ayrıca bu tür soruları çoğaltmak doğru analiz yapmak için de gereklidir. Ancak kısa bir yazının alanını aşmaması adına bu sorularla yetineceğim.
Meslek eğitimi hangi sosyoekonomik kesime olumlu avantaj sağlıyor sorusunun cevabı, düşük gelir grubu kesimlerin hayatına avantaj sağlamaktadır. Ülkemizde kentleşmeye bağlı olarak, bireylerin eğitim imkânları dışında da gelir arttırıcı faaliyetlere ulaşmaları mümkün olmaktadır. Bu da meslek eğitimini tek seçenek olmaktan çıkarmaktadır.
Birinci önemli sorumuz gençler fiziksel beceri gerektiren mesleklere yönelme konusunda istekli midirler? Yine toplumda kentleşmeye bağlı olarak fiziksel beceriye dayalı mesleklerdense görece daha konforlu ve sosyal etkinliği güçlü alanlara/mesleklere yönelmektedir. Ayrıca gelişim çağında fiziksel beceri gerektiren sorumluluklar almayan gençler (aile içinde yemek yapmak, temizlik yapmak, alış verişe gitmek ...vb) belli bir yaşa gelince fiziksel beceriye dayalı işlerde bulunmayı tercih etmemektedirler. Hayatlarını idame etme koşullarını gençlere hazır sunmamız, bunların belli bir emeğe, üretime dayalı olduğu bilincini bireye kazandırmamız. Bu bilinçte olmayan bireyler de beceriye dayalı meslekleri doğal olarak tercih etmemektedirler.
Üçüncü önemli sorumuz ise aileler çocuklarını meslek eğitimine yönlendirmek istiyorlar mı? Bu sorunun cevabı da olumlu değil. Çünkü imaj çağında aileler çocuklarının “nitelikli okullarda” okuyan bireyler olmasını istiyorlar. Herkes iyi usta bulamadığından şikâyet eder ama o işi yapmayı da kendine ve çocuğuna yakıştırmaz. Bu durum velilerin de meslek eğitimine öğrenci yönlendirmede isteksiz davrandığını görmekteyiz.
Yukarıda kısaca değindiğimiz üç soruda bile mesleki eğitime bakışın olumlu olmadığı/olmayacağını söylemek mümkün. Buradan birilerini suçlamak veya hatalı görmek değil amacım, bir durum tespiti yapmak. Çünkü tespiti doğru yapmaksak, tüm çabalarımız boşa gider/gidecektir.
Bir tespit ortaya koyuyorsak, bu tespite bağlı olarak da bir öneride bulunmak gerekir. Toplumsal süreçleri ve tarihsel gelişimleri göz önünde bulundurduğumuzda şunu söylemek mümkün: Kentleşen, eğitim koşulları iyileşen toplumlarda özellikle fiziksel beceriye dayalı alanlarda insan kaynağı bulmak zorlaşmaktadır. Onun içindir ki daha az gelişmiş toplumlardan insan kaynağı transferini sağlayan teşvik edici politikalara ihtiyaç var. Bu politikaların temelini, mevcut toplumsal standartları koruyan, geliştiren kurallar oluşturur. Meslek eğitiminde de bu gerçeklikleri göz önünde bulundurarak planlamalar yapmamız kaçınılmazdır. Değişme karşı bilinçsizce kürek çekmenin kimseye faydası olmadı gibi, maliyeti de çok yüksektir.