Emel Zehra TUNÇİNAN
Sitenin bahçesindeki çimlerde çıkan yabani otları temizlerken turuncu boyalı evden gelen sesle irkildi Salih.
“Salih Bey, havuzun rengi niye böyle, ilaç atmadın mı?”
“Dün attım İlayda Hanım.”
“E o zaman niye böyle yeşillenmiş?”
Salih sabahtan beri otla çimenle uğraştığı için bugün havuza hiç bakamamıştı.
“Hemen bakıyorum İlayda Hanım.”
“E hadi sana zahmet. Hava çok sıcak, çocuklar yüzmek istiyor.”
Salih hızlı ve telaşlı adımlarla havuzun kenarına geldi. Çömelerek yüzünü hayatı gibi berrak olmayan suya yaklaştırdı ve gözlüğünün kirli camlarının ardında, kırlaşmış biçimsiz sakalı, yanaklarına zamanından önce yerleşen kırışıklıkları, güneşten korunmak için hiç çıkarmadığı şapkasıyla tanıdı kendini. Havuzun rengi farklıydı gerçekten de. Normalde mavi görünen suyun içinde yeşile benzeyen yeni bir ton belirmişti.
“Salih amca giremeyecek miyiz şimdi havuza?”
İlayda Hanım’ın küçük kızı ne zaman yanaşmıştı, hiç fark etmemişti Salih. Sitenin en minik ve en güzeliydi Ada. Pek kimseyle konuşmayan, daha çok Salih’le arkadaşlık yapan dört tarafı denizlerle çevrili bir adacık. Şimdi de annesinin güneşten yanmasın diye krem sürdüğü beyaz yüzüyle çıkagelmişti.
“Girersin küçümen. Merak etmeyesin, burada bekle sen.”
Salih motoru kontrol etmek için pompa dairesine yol alırken küçük kızı beline geçirdiği simidiyle havuz kenarında yalnız bırakmıştı. Beş yaşındaki bir çocuğa birkaç beden büyük gelen hüzünlü haliyle yeşilimtırak suya bakıyordu; kıvırcık saçları gözlerini örtmüş, dudakları sarkık, dalgın…
Salih birkaç dakika sonra pompa dairesinden çıktı kan ter içinde. Motorda ve filtrelerde sorun yoktu. Sitenin yöneticisi Levent Bey’i aramalıydı. Ama ya kendisi yanlış bir şey yaptıysa ya da öyle düşünürlerse? Yok yok, Levent Bey iyi adamdır. Depoyu arar, ilaçlarda sorun mu var, başka bir şey mi; öğrenir, hallederdi bir şekilde.
Soru işaretlerine endişeli cümlelerini ekleyerek yürüdü ve minik kızı aynı yerinde, büzülmüş dudaklarla suya bakarken buldu. Bu ufaklığın hüznü başka şeye benzemiyordu.
Çocukluğu kilometreler aşarak, yılları devirerek geldi durdu önünde.10 yaşındaki Salih’le gözleri buluştu. Bahçede koşan, arkadaşlarıyla oynayan küçülmüş haliydi karşısındaki.
Sabahları annesinin ocakta pişirdiği ekmek kokusu geldi burnuna.
“Salih uyan artık be ya. Tavuklara bak bi.” diyen sesi çınladı kulağında.
Yumurtadan çıkışlarını seyrettiği civcivleri vardı küçük Salih’in. Yem verirken etrafında dönen sarı sarı civcivler…İçi burkuldu, tükürük birikti boğazında…Kırcaali’nin yaz havasını ve o sabahların sevincini hissetti iliklerinde. Özlemişti, çok özlemişti…
İki hafta önce bugün, ailesiyle zulümden kurtulmak için köylerini terk etmelerinin yıl dönümüydü. Uğursuz bir sabahın kör saatinde, dertlerini eşyalarının arasına sıkıştırıp sonu belirsiz bir göç dalgasına katılmışlardı. Küçük Salih yol boyunca acıkmış, susamış, yorulmuş, civcivlerine dönmek istemiş ama başaramamıştı. Tabii zamanla buralara alıştı, büyüdü hatta konuşması bile iki coğrafyanın karışımı oldu ama geçmiş hiç eskimedi…Yaprak düşse de yeşerdiği ağacı unutabilir mi?
“Salih amca, sen niye hiç girmiyorsun havuza?”
Ada’nın sesiyle kayboldu küçük Salih. Küçük kız kafasını kaldırmış, bir kaşı havada, iri kahverengi gözleriyle cevap bekliyordu çocuk sabırsızlığıyla. Derin bir iç çekişten sonra o meraklı gözlerle buluştu sesi.
“Olmaz Adacık.”
“Neden?”
“Çalışıyorum ben burada. Havuza girersem bu işleri kim yapacak?”
“Ama ama ama ben seninle yüzmek istiyorum.”
Sesine yakışıyordu bu şımarıklık.Salih akıllıca bir şey söylemeliydi.
“Yüzmeyi bilmiyorum ben. Boğulurum girersem.”
“Ben biliyorum. Ama annem o yokken simitle yüzmemi istiyor.”
İkinci cümle biraz buruktu. Sonra sanki buluş yapmış gibi heyecanlandı, gözleriyle birlikte sesi de parladı.
“Ben sana öğretirim istersen. Nasıl kulaç atılır gösteririm. Çok kolay, hemen yaparsın.”
İstediği her şeyin olmasına alışmış olsa da kalbi küçük, ruhu büyük bir çocuktu Ada. Sevdiği her şeyle eşit görüyordu kendini. Bu yüzden sitenin bir çalışanı olan Salih amcasının havuza girme yasağı anlatılsa da anlamaz, anlasa da kabul edemezdi.
Salih nasıl çözecekti bu kördüğümü? Hem havuz hem Ada, üst üste gelmişti bugün. Havuzu bir şekilde halletse bile küçük kızın umut dolu sesini nasıl kırıp dökecekti?
Önce Levent Bey’i aramalıydı, işi tehlikeye girecekti yoksa. Emekliliğine çok vardı daha. Başka yere gidip uğraşamazdı yabancı insanlarla, bahçelerle, havuzlarla…
Ada’dan biraz uzaklaşarak akılsız telefonunun tuşlarına basıp buldu Levent Bey’in numarasını. İkinci çalışta alıştığı ses açtı telefonu.
“Levent Bey benim Salih. Havuza bir şey oldu.”
“Salih hayırdır, ne oldu?”
“Tabletleri dün attım ama bugün havuz yeşil oldu. Anlamadım gitti.”
“Emin misin, dünden bugüne hemen yeşillenmez su. Yosun gidericiyi ne zaman attın?”
Salih bir anda beyninde bir kıvılcım hissetti. Yosun gidericiyi atalı çok olmuştu. Belki bir hafta belki iki hafta…Nasıl oldu da unutmuştu? Deminki korku kapladı yeniden içini. Ya bu hatası yüzünden işini kaybederse? Gerçi çalışkan bir elemandı. Erkenden gelir, gri iş giysisini geçirir üstüne, sıcak soğuk demeden çalışır, işler bitmeden gitmezdi. Yok yok hemen vazgeçmezlerdi ondan.
“Levent Bey unuttum onu ben. Kusura bakmayasın.”
Sesi titredi sanki ya da ona öyle geldi.
“Tamam sorun değil Salih. Bugün kimse girmesin havuza. Yosun gidericiyi atarsan yarına mavi olur yine.”
“Tamam Levent Bey.”
“Hadi kolay gelsin.”
“Sağ olasın Levent Bey.”
Telefonu kapatınca içinde ne kadar tuttuğunu bilmediği nefes ciğerinden koşarcasına çıktı. Korkuları uçup gitti.
“Salih amca hadi ama!”
Eyvah, Ada’ya neyi nasıl anlatacaktı şimdi? Soluğu rahatlarken kalbi sıkıştı bu kez. Salih amcasına yüzme öğretme hayali kaybolacaktı biraz sonra.
“Kızancık bugün havuza kimse giremez. Yarına kadar herkese yasak.”
Ada’nın dudakları yine büzüldü. Ağlayacak mıydı yoksa?
Havuza baktı çaresizce. Sonra tüm havayı içine çekmek ister gibi aldığı nefesi verdiğinde, kararlı insan edası yerleşmişti sevimli yüzüne hatta hareketlerine.
Salih, merak ve şaşkınlıkla bakarken minik Ada belini çevreleyen simidi çıkarıp havuza attı.
“Salih amca, biz giremiyorsak bari simit yüzsün bugün.”
Bu kız sakin bir kumsalı olan adacık gibiydi. Salih amcasının elini usulca tuttu ve birlikte simidin yeşil suda yüzüşünü izlemeye koyuldular. Salih simidin üstündeki civciv resimlerini yeni fark ediyordu…